Blogumu nasıl buldunuz

10.10.11

büyük yanılgı : "senin yerinde olsaydım..."

bugünkü yazım "senin yerinde olsaydım..."cılar üzerine. başlıyorum.
öncelikle tamamen hayal ürünü başlayan bir cümle, çünkü benim ya da onun yerinde olman imkansız. tamamen farklı şeyler yaşamış, farklı hayat standartlarının oluşturduğu farklı bir kişiliksin sen. ayrı iklimde yaşamış ama bir şekilde aynı toprağa basan iki farklı bireyiz. bu noktada benim yerimde olamazsın. daha doğrusu sen, senden başka kimsenin yerinde olamazsın. tıpkı benim senin yerinde olamayacağım gibi. kardeşler bile, aynı yerden çıkıyor(evet neresi olduğunu sen de çok iyi biliyorsun okuyucu), aynı ailede yaşıyor olmasına rağmen hayatları boyunca farklı süreçlere maruz kalıyor. iki kardeşin bile aynı olması imkansız. yazıyı daha anlaşılabilir kılabilmek için genellemelerden arındırmak adına şöyle bir eklemede bulunayım : "ben senin imkanlarına sahip olsaydım(maddi-manevi), şöyle yapardım." bu daha doğru bir örnek oldu.
öncelikle canım benim, sen şu an benden farklı bileşenlerden oluşan bir bünyesin.o farklı bileşenler senin hayata bakışını,hayattan beklentilerini ve bunun gibi şeyleri benden farklı etkilemiş.o bileşenlerden oluşup da senden tamamen farklı bir bünyenin şu anki imkanlarını ancak kendi bileşenlerinle yorumlayarak değerlendirebilirsin.
"senin imkanların bende olsaydı şu an alim olmuştum, okuyup acayip yerlere gelmiştim ben hı hı evet."
YANLIŞ!
öncelikle şunu belirteyim ben de okuyorum,şu an 4 farklı üniversitede farklı alanlarda uzmanlaştım yakında harvard'a burslu doktoramı yapmaya gideceğim.şaka yapıyorum şu an gayet sikindirik bir özel üniversitede papağanlarla dolu bir sınıfta burslu okuyorum.ha gittiğim okul boğaziçi olabilir miydi, gayet olurdu. ama konu o değil, o konuya DEHB ile ilgili yazımda gireceğim.
konu dağılmasın, nerede kalmıştık, YANLIŞ!
neden yanlış?
sen benden daha az imkanlara sahip olduğun için elindeki imkanları verimli kullanmayı benden daha iyi öğrendin,tıpkı benim benden daha fazla imkan sahibi olanlardan daha verimli kullanmayı onlardan daha iyi öğrendiğim gibi.yani şu noktada senin yaptığın şey, baba parası yiyen ve cebinde en az bilmemkaçbin tl bulunan bir çocuk hakkında "ondaki para bende olsaydı ben bu kadar savurgan olmazdım" demek gibi bir şey. ama olurdun. çünkü ailen sana yokluk nedir göstermemiş olurdu dolayısıyla yokluk nedir bilmezdin. elindeki para harcadıkça azalmadığı aksine eksildikçe yeri dolduğu için har vurup harman savururdun.
teknolojiden faydalanamamış nesiller(ki en şanslımız onlar aslında) "bizim zamanımızda bunlar olacaktı biz bayağı bilgi sahibi olurduk her konuda" diyip durur duymuşsunuzdur mutlaka. ama unuttukları bir nokta var. ne kadar hazıra alışırsan o kadar az değerlendirirsin elindekini.icatların, fikirlerin vb çoğu imkansızlıklar sonucu oluşmuştur. çünkü elinde imkan yoksa, öğrenmeye araştırmaya daha aç olursun. örnek vereyim, karnın çok aç ve yiyebilecek sadece bir tabak yemeğin var. bir tabak makarnan hatta. sen o makarnayı elinden geldiğince donatıp onu en lezzetli hale getirmeye çalışırsın ve o yemekten aldığın hazzı her çeşit yemekle donatılmış bir masadaki herhangi bir yemekten alamazsın. çeşit çok olunca haz bölünür. böylece her tabakta yediğin şeylerden aldığın haz da bölünür. 4 çeşit yemeğin her bir çeşidinden aldığın haz, önündeki 1 çeşit yemeğin bir tabağından aldığın hazdan azdır yani.
bilgiye ulaşma imkanın ne kadar çoksa, merakının körüklenmesi de o kadar zordur. yeni nesil kitap okumuyor. çünkü ihtiyaç duymuyor. okumak istedikleri, ilgi alanlarına uygun kitaplar hali hazırda filme çevirilmiş oluyor ve okumak yerine kolay yolu seçip beyni en az çalıştırma yoluna girmiş bir biçimde o kitabın uyarlaması bir film izliyorlar.düşünmüyorlar, kafalarında canlandırmıyorlar, neden? zaten biri bunu onlar için yapmış. önlerine konan tabağın içeriğini sorgulamaksızın başkalarının bakış açısıyla yoğurulmuş bir ürünü tüketiyorlar. evet tüketmek. tüketmek uyuşturucu bir madde gibi. sigara içiyorsan, esrar da içersin.esrar içiyorsan,diğer maddelere de yönelirsin.televizyon tüketicisiysen(aşırı), insan da tüketirsin, para da tüketirsin, tüketirsin de tüketirsin. bunun sonu yok. tüketilecek ürün o kadar fazla olunca,doyumsuzluk da artıyor.al sana asla doyamayan ve doygunluk sağlanamadığı için mutlu olamayan bir nesil.
konu yeniden dağıldı.
her insan bir taslaktır ve bu taslağı deneyimleriyle zenginleştirir.seni sen yapan faktörlerden biri de o deneyimlerdir. zaten cümle baştan yanlış. "ben senin yerinde olsaydım..." bahsettiğin o "ben", yerinde olsaydım dediğin "benlik"ten bambaşka bir benlik. hadi diyelim mucizevi bir olay gerçekleşti ve mental açıdan benim birebir bir kopyam oldun, benim imkanlarım sana verildi. bu sefer de gidip benden daha iyi imkanlara sahip olan kişiye bu cümleyi kuracaktın. çünkü bunun bir sonu yok ve sen bir kere bu "olsaydım" hastalığına kapıldıysan bundan kurtuluşun yok. dünyada her yönden milyarlarca farklı insan var sırf benle onla bitmiyor iş.
başta dediğim gibi elindeki imkanları değerlendirmeyi öğrenmişsin, e değerlendir o zaman.belki benim ya da onun yaptığı şeyler olmayacak yaptıkların ama farklı kulvarlarda sen de şu anki durumundan daha üst seviyede başarılar gerçekleştirebileceksin.insan, başkasını değerlendirebilme yetisini kendini ondan üstün görmek ya da onu yargılamak yerine sadece kendini geliştirmek için kullansaydı, daha üretken daha tatminkar ve daha başarılı olurdu.

konunun yeniden dağılmaması adına bu kısa ve derinliğine pek inemediğim dağınık yazıya son veriyorum. eleştiri konusuna bir sonraki yazıda değineceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder