eleştiri, doğru kullanıldığında iki tarafa(eleştiren ve eleştirilen) da çok şey katabilecek bir araçtır. ancak hem bir önceki yazımda belirttiğim "kendini değerlendirmekten çok, başkasını yerme" amaçlı hareketler, hem de içten içe bilinçaltında bulunan "üstünlük hissi" nedeniyle çoğu zaman yerini bulmayan, iki tarafa hiçbir şey katmayan, hatta tam aksine iki taraftan da bir şeyler götüren bir silah oldu eleştiri. bir insan bir insanı genelde ne zaman eleştirir? onda, kendine ters ve abuk gelen hareketler gördüğü zaman. şimdi, bu hareketler kime göre neye göre ters? önce onu sorgulamak lazım. senin kendi kendine oluşturduğun değer yargılarının altında çok basit bir mantık yatıyor.
-A kişisi X zamanında Y eylemini gerçekleştirmişti.
-A kişisi X+10(örneğin) zamanında Z eyleminde bulundu.
-Demek ki A kişisinin Z eyleminde bulunması samimi değil.
Bu mantığa göre, A kişisinin sürekli olarak o Y eylemini gerçekleştirmesi gerekiyor. Neden? Çünkü senin onu tanıdığın birkaç senelik dönemde o hep o yönde eylemlerde bulunuyordu. Önceden o A kişisini tanıyor muydun? Hayır. Peki o eylemin üzerinden geçen yıllarda o kişiyle, o Y eylemini gerçekleştirdiği zamandaki kadar sık aynı ortamda bulundun mu? Hayır. Yani sen o A kişisini sadece o Y eylemini gösterdiği zaman dilimi içerisindeki haliyle tanıyorsun. Ama insanlar değişiyor. Yaşıyorlar, görüyorlar, öğreniyorlar, yaşadıklarından ders çıkarıyorlar. Şu an geçmişiyle bugün yaptıklarını bağdaştıramadığın için sert bir şekilde eleştirdiğin insan, o günden bu yana birçok şey yaşamış, görmüş, öğrenmiş olabilir. Belki o Y eyleminde bulunmasaydı, Z eyleminde bulunmakta bu kadar kararlı ve samimi olmayabilirdi. Ya da içindeki boşluğu, onu o geçmişteki Y eylemini yapmaya iten boşluk veya benzeri şeyleri dolduracak şeyi Z eyleminde bulmuş olabilir. Bir şekilde Y, Z'ye dönüşmüş olabilir. İhtiyaç aynı, istek aynı, nesneler değişmiş olabilir sadece.
Gelelim bu eleştirilerin altında yatan oluşumlara.
Öncelikle bir insan, diğer bir insanı, tüm bu yukarıda verdiğim olasılıkları düşünmeden acımasızca eleştirme hakkını kendinde görebiliyorsa kendini o insandan üstün görüyor demektir. "Ben doğru biliyorum, benim bu yukarıdaki olasılıklara ihtiyacım yok,onları düşünmek zorunda değilim.İstediğimi istediğim şekilde eleştiririm,bu kimseyi ilgilendirmez." Tırnak işaretleri içerisindeki cümlelerin üst seviyede kibir taşıdığını görmemek imkansız değil mi? Ama dile getirmeseler de bu tür insanların bilinçaltında bu cümleler yatıyor. Eleştiriye gelememelerin sebebi de bu fikir aslında. Eleştirileriniz onlarınki kadar acımasız olmasa da, enine boyuna düşünülüp söylenmiş cümleler olsa da sizin bu cümleleriniz, bu eleştirileriniz onlara diken gibi batacaktır çünkü kibir adı verilen dışı sert içi dikenli kabuktan zırhı üstlerine geçirmişlerdir ve siz hafifçe dokunsanız bile canları yanar.
Başka bir ihtimal, kendilerinde göremedikleri, sahip olamadıkları, içten içe hep reddettikleri halde sahip olmak istediği kişiliği ya da yapmak istedikleri şeyleri karşı tarafta görünce kedi-ciğer ilişkisinden yola çıkarak böyle bir harekette bulunmuş olma ihtimalleri. Ki bu en karmaşık, en illet durumdur, o yüzden detaylarına inmek istemiyorum.
Sonuç olarak, her kötü düşünce aslında sahibini yaralar. İnsan bu, doğadaki en savunmasız varlıklardan biri. Bir şeyi neden yaptığı konusunda onlarca hatta yüzlerce teori öne sürülebilir. Ama yaptığı şey sana zarar vermiyorsa, o kişi senin hayatında yer edinmiyorsa, onun hakkında kötü düşünüp kötü konuşmak kimseye fayda sağlamaz. Savaşlar üzerine kurulu bu dünyada, biraz sabır,biraz hoşgörü ve biraz anlayışın kimseye bir zararı olmaz. Aksine tüm dünyayı saran nefret duygusundan kendini arındırabilmeni sağlar. Anneni seversin,babanı seversin,kardeşini yakın arkadaşını sevgilini seversin. Bunlar zaten olması gereken şeyler. Ama insanı sev. İnsanı sev ki o insan da sevmeyi sevilmeyi öğrensin akrabaları,sevgilisi haricinde birinden. Sen bir insana sevmeyi öğretirsen, o başka bir insana öğretir. Kötülük gibi iyilik de bulaşıcıdır. Sevgi de bulaşıcıdır. İnsanların en büyük ihtiyaçlarından biridir sevgi ve sevgiden yoksun bir toplum tehlikelidir. Bir insan, yakın resimde sadece 'bir' insan olarak görülebilir ama resme uzaktan baktığımızda bütüne odaklandığımızda o insan dünyanın ve evrenin bir parçası, bir dişlisidir. Her insan birbirine bağlı hareket eder. O yüzden küçümsememek gerekiyor. Ne der ünlü bir şarkı "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey..."
Eleştirileri, yıkıcı değil yapıcı biçimde kullanan bir toplum dileğimle...
10.10.11
büyük yanılgı : "senin yerinde olsaydım..."
bugünkü yazım "senin yerinde olsaydım..."cılar üzerine. başlıyorum.
öncelikle tamamen hayal ürünü başlayan bir cümle, çünkü benim ya da onun yerinde olman imkansız. tamamen farklı şeyler yaşamış, farklı hayat standartlarının oluşturduğu farklı bir kişiliksin sen. ayrı iklimde yaşamış ama bir şekilde aynı toprağa basan iki farklı bireyiz. bu noktada benim yerimde olamazsın. daha doğrusu sen, senden başka kimsenin yerinde olamazsın. tıpkı benim senin yerinde olamayacağım gibi. kardeşler bile, aynı yerden çıkıyor(evet neresi olduğunu sen de çok iyi biliyorsun okuyucu), aynı ailede yaşıyor olmasına rağmen hayatları boyunca farklı süreçlere maruz kalıyor. iki kardeşin bile aynı olması imkansız. yazıyı daha anlaşılabilir kılabilmek için genellemelerden arındırmak adına şöyle bir eklemede bulunayım : "ben senin imkanlarına sahip olsaydım(maddi-manevi), şöyle yapardım." bu daha doğru bir örnek oldu.
öncelikle canım benim, sen şu an benden farklı bileşenlerden oluşan bir bünyesin.o farklı bileşenler senin hayata bakışını,hayattan beklentilerini ve bunun gibi şeyleri benden farklı etkilemiş.o bileşenlerden oluşup da senden tamamen farklı bir bünyenin şu anki imkanlarını ancak kendi bileşenlerinle yorumlayarak değerlendirebilirsin.
"senin imkanların bende olsaydı şu an alim olmuştum, okuyup acayip yerlere gelmiştim ben hı hı evet."
YANLIŞ!
öncelikle şunu belirteyim ben de okuyorum,şu an 4 farklı üniversitede farklı alanlarda uzmanlaştım yakında harvard'a burslu doktoramı yapmaya gideceğim.şaka yapıyorum şu an gayet sikindirik bir özel üniversitede papağanlarla dolu bir sınıfta burslu okuyorum.ha gittiğim okul boğaziçi olabilir miydi, gayet olurdu. ama konu o değil, o konuya DEHB ile ilgili yazımda gireceğim.
konu dağılmasın, nerede kalmıştık, YANLIŞ!
neden yanlış?
sen benden daha az imkanlara sahip olduğun için elindeki imkanları verimli kullanmayı benden daha iyi öğrendin,tıpkı benim benden daha fazla imkan sahibi olanlardan daha verimli kullanmayı onlardan daha iyi öğrendiğim gibi.yani şu noktada senin yaptığın şey, baba parası yiyen ve cebinde en az bilmemkaçbin tl bulunan bir çocuk hakkında "ondaki para bende olsaydı ben bu kadar savurgan olmazdım" demek gibi bir şey. ama olurdun. çünkü ailen sana yokluk nedir göstermemiş olurdu dolayısıyla yokluk nedir bilmezdin. elindeki para harcadıkça azalmadığı aksine eksildikçe yeri dolduğu için har vurup harman savururdun.
teknolojiden faydalanamamış nesiller(ki en şanslımız onlar aslında) "bizim zamanımızda bunlar olacaktı biz bayağı bilgi sahibi olurduk her konuda" diyip durur duymuşsunuzdur mutlaka. ama unuttukları bir nokta var. ne kadar hazıra alışırsan o kadar az değerlendirirsin elindekini.icatların, fikirlerin vb çoğu imkansızlıklar sonucu oluşmuştur. çünkü elinde imkan yoksa, öğrenmeye araştırmaya daha aç olursun. örnek vereyim, karnın çok aç ve yiyebilecek sadece bir tabak yemeğin var. bir tabak makarnan hatta. sen o makarnayı elinden geldiğince donatıp onu en lezzetli hale getirmeye çalışırsın ve o yemekten aldığın hazzı her çeşit yemekle donatılmış bir masadaki herhangi bir yemekten alamazsın. çeşit çok olunca haz bölünür. böylece her tabakta yediğin şeylerden aldığın haz da bölünür. 4 çeşit yemeğin her bir çeşidinden aldığın haz, önündeki 1 çeşit yemeğin bir tabağından aldığın hazdan azdır yani.
bilgiye ulaşma imkanın ne kadar çoksa, merakının körüklenmesi de o kadar zordur. yeni nesil kitap okumuyor. çünkü ihtiyaç duymuyor. okumak istedikleri, ilgi alanlarına uygun kitaplar hali hazırda filme çevirilmiş oluyor ve okumak yerine kolay yolu seçip beyni en az çalıştırma yoluna girmiş bir biçimde o kitabın uyarlaması bir film izliyorlar.düşünmüyorlar, kafalarında canlandırmıyorlar, neden? zaten biri bunu onlar için yapmış. önlerine konan tabağın içeriğini sorgulamaksızın başkalarının bakış açısıyla yoğurulmuş bir ürünü tüketiyorlar. evet tüketmek. tüketmek uyuşturucu bir madde gibi. sigara içiyorsan, esrar da içersin.esrar içiyorsan,diğer maddelere de yönelirsin.televizyon tüketicisiysen(aşırı), insan da tüketirsin, para da tüketirsin, tüketirsin de tüketirsin. bunun sonu yok. tüketilecek ürün o kadar fazla olunca,doyumsuzluk da artıyor.al sana asla doyamayan ve doygunluk sağlanamadığı için mutlu olamayan bir nesil.
konu yeniden dağıldı.
her insan bir taslaktır ve bu taslağı deneyimleriyle zenginleştirir.seni sen yapan faktörlerden biri de o deneyimlerdir. zaten cümle baştan yanlış. "ben senin yerinde olsaydım..." bahsettiğin o "ben", yerinde olsaydım dediğin "benlik"ten bambaşka bir benlik. hadi diyelim mucizevi bir olay gerçekleşti ve mental açıdan benim birebir bir kopyam oldun, benim imkanlarım sana verildi. bu sefer de gidip benden daha iyi imkanlara sahip olan kişiye bu cümleyi kuracaktın. çünkü bunun bir sonu yok ve sen bir kere bu "olsaydım" hastalığına kapıldıysan bundan kurtuluşun yok. dünyada her yönden milyarlarca farklı insan var sırf benle onla bitmiyor iş.
başta dediğim gibi elindeki imkanları değerlendirmeyi öğrenmişsin, e değerlendir o zaman.belki benim ya da onun yaptığı şeyler olmayacak yaptıkların ama farklı kulvarlarda sen de şu anki durumundan daha üst seviyede başarılar gerçekleştirebileceksin.insan, başkasını değerlendirebilme yetisini kendini ondan üstün görmek ya da onu yargılamak yerine sadece kendini geliştirmek için kullansaydı, daha üretken daha tatminkar ve daha başarılı olurdu.
konunun yeniden dağılmaması adına bu kısa ve derinliğine pek inemediğim dağınık yazıya son veriyorum. eleştiri konusuna bir sonraki yazıda değineceğim.
öncelikle tamamen hayal ürünü başlayan bir cümle, çünkü benim ya da onun yerinde olman imkansız. tamamen farklı şeyler yaşamış, farklı hayat standartlarının oluşturduğu farklı bir kişiliksin sen. ayrı iklimde yaşamış ama bir şekilde aynı toprağa basan iki farklı bireyiz. bu noktada benim yerimde olamazsın. daha doğrusu sen, senden başka kimsenin yerinde olamazsın. tıpkı benim senin yerinde olamayacağım gibi. kardeşler bile, aynı yerden çıkıyor(evet neresi olduğunu sen de çok iyi biliyorsun okuyucu), aynı ailede yaşıyor olmasına rağmen hayatları boyunca farklı süreçlere maruz kalıyor. iki kardeşin bile aynı olması imkansız. yazıyı daha anlaşılabilir kılabilmek için genellemelerden arındırmak adına şöyle bir eklemede bulunayım : "ben senin imkanlarına sahip olsaydım(maddi-manevi), şöyle yapardım." bu daha doğru bir örnek oldu.
öncelikle canım benim, sen şu an benden farklı bileşenlerden oluşan bir bünyesin.o farklı bileşenler senin hayata bakışını,hayattan beklentilerini ve bunun gibi şeyleri benden farklı etkilemiş.o bileşenlerden oluşup da senden tamamen farklı bir bünyenin şu anki imkanlarını ancak kendi bileşenlerinle yorumlayarak değerlendirebilirsin.
"senin imkanların bende olsaydı şu an alim olmuştum, okuyup acayip yerlere gelmiştim ben hı hı evet."
YANLIŞ!
öncelikle şunu belirteyim ben de okuyorum,şu an 4 farklı üniversitede farklı alanlarda uzmanlaştım yakında harvard'a burslu doktoramı yapmaya gideceğim.şaka yapıyorum şu an gayet sikindirik bir özel üniversitede papağanlarla dolu bir sınıfta burslu okuyorum.ha gittiğim okul boğaziçi olabilir miydi, gayet olurdu. ama konu o değil, o konuya DEHB ile ilgili yazımda gireceğim.
konu dağılmasın, nerede kalmıştık, YANLIŞ!
neden yanlış?
sen benden daha az imkanlara sahip olduğun için elindeki imkanları verimli kullanmayı benden daha iyi öğrendin,tıpkı benim benden daha fazla imkan sahibi olanlardan daha verimli kullanmayı onlardan daha iyi öğrendiğim gibi.yani şu noktada senin yaptığın şey, baba parası yiyen ve cebinde en az bilmemkaçbin tl bulunan bir çocuk hakkında "ondaki para bende olsaydı ben bu kadar savurgan olmazdım" demek gibi bir şey. ama olurdun. çünkü ailen sana yokluk nedir göstermemiş olurdu dolayısıyla yokluk nedir bilmezdin. elindeki para harcadıkça azalmadığı aksine eksildikçe yeri dolduğu için har vurup harman savururdun.
teknolojiden faydalanamamış nesiller(ki en şanslımız onlar aslında) "bizim zamanımızda bunlar olacaktı biz bayağı bilgi sahibi olurduk her konuda" diyip durur duymuşsunuzdur mutlaka. ama unuttukları bir nokta var. ne kadar hazıra alışırsan o kadar az değerlendirirsin elindekini.icatların, fikirlerin vb çoğu imkansızlıklar sonucu oluşmuştur. çünkü elinde imkan yoksa, öğrenmeye araştırmaya daha aç olursun. örnek vereyim, karnın çok aç ve yiyebilecek sadece bir tabak yemeğin var. bir tabak makarnan hatta. sen o makarnayı elinden geldiğince donatıp onu en lezzetli hale getirmeye çalışırsın ve o yemekten aldığın hazzı her çeşit yemekle donatılmış bir masadaki herhangi bir yemekten alamazsın. çeşit çok olunca haz bölünür. böylece her tabakta yediğin şeylerden aldığın haz da bölünür. 4 çeşit yemeğin her bir çeşidinden aldığın haz, önündeki 1 çeşit yemeğin bir tabağından aldığın hazdan azdır yani.
bilgiye ulaşma imkanın ne kadar çoksa, merakının körüklenmesi de o kadar zordur. yeni nesil kitap okumuyor. çünkü ihtiyaç duymuyor. okumak istedikleri, ilgi alanlarına uygun kitaplar hali hazırda filme çevirilmiş oluyor ve okumak yerine kolay yolu seçip beyni en az çalıştırma yoluna girmiş bir biçimde o kitabın uyarlaması bir film izliyorlar.düşünmüyorlar, kafalarında canlandırmıyorlar, neden? zaten biri bunu onlar için yapmış. önlerine konan tabağın içeriğini sorgulamaksızın başkalarının bakış açısıyla yoğurulmuş bir ürünü tüketiyorlar. evet tüketmek. tüketmek uyuşturucu bir madde gibi. sigara içiyorsan, esrar da içersin.esrar içiyorsan,diğer maddelere de yönelirsin.televizyon tüketicisiysen(aşırı), insan da tüketirsin, para da tüketirsin, tüketirsin de tüketirsin. bunun sonu yok. tüketilecek ürün o kadar fazla olunca,doyumsuzluk da artıyor.al sana asla doyamayan ve doygunluk sağlanamadığı için mutlu olamayan bir nesil.
konu yeniden dağıldı.
her insan bir taslaktır ve bu taslağı deneyimleriyle zenginleştirir.seni sen yapan faktörlerden biri de o deneyimlerdir. zaten cümle baştan yanlış. "ben senin yerinde olsaydım..." bahsettiğin o "ben", yerinde olsaydım dediğin "benlik"ten bambaşka bir benlik. hadi diyelim mucizevi bir olay gerçekleşti ve mental açıdan benim birebir bir kopyam oldun, benim imkanlarım sana verildi. bu sefer de gidip benden daha iyi imkanlara sahip olan kişiye bu cümleyi kuracaktın. çünkü bunun bir sonu yok ve sen bir kere bu "olsaydım" hastalığına kapıldıysan bundan kurtuluşun yok. dünyada her yönden milyarlarca farklı insan var sırf benle onla bitmiyor iş.
başta dediğim gibi elindeki imkanları değerlendirmeyi öğrenmişsin, e değerlendir o zaman.belki benim ya da onun yaptığı şeyler olmayacak yaptıkların ama farklı kulvarlarda sen de şu anki durumundan daha üst seviyede başarılar gerçekleştirebileceksin.insan, başkasını değerlendirebilme yetisini kendini ondan üstün görmek ya da onu yargılamak yerine sadece kendini geliştirmek için kullansaydı, daha üretken daha tatminkar ve daha başarılı olurdu.
konunun yeniden dağılmaması adına bu kısa ve derinliğine pek inemediğim dağınık yazıya son veriyorum. eleştiri konusuna bir sonraki yazıda değineceğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
